2 Eylül 2012 Pazar
Zeytin Ağacıyım Ben
... "BEN ZEYTİN AĞACIYIM"
Meyvemde yaşam
Yağımda ışık
Dalımda barış var benim
Gövdemdeyse gizem
Ben,
tek tanrılı, çok tanrılı
tüm dinlerin kutsal ağacı
ben,
tüm canlıların baş tacıyım.
Prof. Dr. Suat Çağlayan
Şiirin tamamı aşağıdaki linkte:
http://didim-mavisehir.blogspot.com/2012/09/zeytin-agaciyim-ben.html
27 Temmuz 2012 Cuma
Lay Your Head Down - Albert Nobbs
Ay'ın seferini seyredelim
yıldızların tatlı parlaklığında
yükselen dalgaların sesi kulağımızda..
Sandığın kadar uzak değil sonsuzluk
Uçabiliriz birlikte oraya
belki buluruz düşlerimizin anahtarını
onun için yasla sevgilim bana başını
ve bırak kendini uykunun tatlı kollarına..
ben ninni söylerken sana,
la la la la la....
*************
Composer Brian Byrne w/ lyrics by Glen Close
Performed by: Sinead O'Connor
From: Albert Nobbs soundtrack album
Sing to me softly your tales of woe
I’ll cradle you closely, I won’t let go
I’ll speak to you gently of what I know
Don’t you cry
Lay your head down darling
The moon is sailing by
The stars are softly shining
The tide is full and high
We’ll fly to the edge, not as distant as it seems
And maybe we’ll find out the key to your dreams
So you just lay your head down darling
Sleep now, La la la la la
Winds blow, rains fall
But it’s warm by the fire’s light
Hush, don’t you see? You’re here with me
And there’s dawn at the end of the night
Lay your head down darling
The moon is sailing by
The stars are softly shining
The tide is full and high
We’ll fly to the edge, not as distant as it seems
And maybe we’ll find out the key to your dreams
So you just lay your head down darling
Sleep now, La la la la la
2 Temmuz 2012 Pazartesi
YETER Kİ
Ellerim gözlerim kelepçelerde
Sevda çöllerinde
Geçiyor aylarım yıllarım gecelerim
Sevda zindanlarında
Yeter ki sen sev beni
Yeter ki inan bana
Varlığın dilimde bir yudum su
Sevda çöllerinde
Hayalin serabın yeterdi bana
Sevda zindanlarında
Yeter ki sen sev beni
Yeter ki inan bana
Sevda çöllerinde
Geçiyor aylarım yıllarım gecelerim
Sevda zindanlarında
Yeter ki sen sev beni
Yeter ki inan bana
Varlığın dilimde bir yudum su
Sevda çöllerinde
Hayalin serabın yeterdi bana
Sevda zindanlarında
Yeter ki sen sev beni
Yeter ki inan bana
19 Mayıs 2012 Cumartesi
Kördüğüm
Unutamadıklarımız dan bir şarkı.. Söz: Şevket Rado, müzik ve yorum Hümeyra'ya ait. 1969'da Yonca albümünde yayınlanan bu şarkıyı son dönem dizilerinde tekrar sık sık duymaya başladık. Yalın ama bir o kadar içten sözleri bizi uzaklarda bir yerlere götürüp bu karmaşık dünyada ya herşey, ya da bir hiç olduğumuzu ne güzel anlatıyor..
Öyle uzak ki yerim
Uzakları aşıyor
Bütün özlediklerim
Benden ayrı yaşıyor
Ya her şeyim ya hiçim
Sorma dünyam ne biçim
Bir kördüğüm ki içim
Çözdükçe dolaşıyor....
Acemilik dönemimde hazırladığım bu klibi paylaşanlar olduğundan silinmemesi için yeniden düzenlemeden olduğu gibi bıraktım. Umarım dinlerken keyif alırsınız... :)
Öyle uzak ki yerimUzakları aşıyor
Bütün özlediklerim
Benden ayrı yaşıyor
Ya her şeyim ya hiçim
Sorma dünyam ne biçim
Bir kördüğüm ki içim
Çözdükçe dolaşıyor....
Acemilik dönemimde hazırladığım bu klibi paylaşanlar olduğundan silinmemesi için yeniden düzenlemeden olduğu gibi bıraktım. Umarım dinlerken keyif alırsınız... :)
16 Mayıs 2012 Çarşamba
Sihirli Kentler
Beethoven'ın Viyana'ya dönüşü....
Selam veririm gülerek, dünyanın gürültüsü içinde, bağırmaya cesaretim olmasa da farkındaysanız dinlemekten de vazgeçmiyorum, sağır olsam da...
Ludwig van Beethoven’s Return to Vienna
Three miles from my adopted city
lies a village where I came to peace.
The world there was a calm place,
even the great Danube no more
than a pale ribbon tossed onto the landscape
by a girl’s careless hand into this stillness
.....
I smile and bow, and the world is loud.
And though I dare not lean in to shout
Can’t you see that I’m deaf?—
I also cannot stop listening.
by Rita Dove
Ve büyülü şehir Prag..Kafka'nın evinden çıktığında ıhlamur ağaçlarının üstünde kuleler göreceksin Prag'da. Hanuş Ustanın hazin sonunu hatırlatacak sana Orloj Prag, Astronomik saat. Bilime, adalete, astronomiye ve eğitime olan inancını ile yaptığı saat ona dünyanın hayranlığını kazandırır ama gözlerini hırs kör etmiş kral kıskanır, gözlerine mil çektirir. O da kendi elleri ile asar kendini saatine ve durur saat ustasının ellerinde.. 50 yıl boyunca güneş'in, dünya'nın ve ay'ın konumlarını gösteremez bu muhteşem saat. Sonrasında tamir olur ve Hanuş ustanın 4 kuklası saatin etrafında dönüp insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır. Soldan en baştaki, elindeki aynayla kendine bakar, 'kendini beğenmişliği' sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan bir yahudi'dir, 'cimriliği', diger yanda ki kukla ise iskelettir, 'yaşama karşı isteksizliği' anlatır..sonuncu kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti ile 'gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü' anlatır. Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın der...Her saat başı, Isa'nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir gösteri yapar, horozun ötmesiyle gösteri biter . Prag'da gökyüzünde yıldızlar oynaşırken hafif bir esinti dağıtır sisi, Charles Köprüsü üzerinde bakarken Tuna Nehrine açılır sihirli bir kapı ve büyülü bir kent vardır dışarda..
Git aç kapıyı
Belki bir ağaç
Bir koru
Belki bir bahçe
Ya da sihirli bir kent vardır dışarda.
Git aç kapıyı
Sis olsa bile dışarda dağılır
Git aç kapıyı
Islak karanlıktan başka,
Oyuk rüzgardan başka
Hiçbir şey olmasa bile dışarda.
Git aç kapıyı.
Hiç olmazsa esinti olur bir parça.
Miroslav Holup
Kaynaklar:
http://www.dailymotion.com/video/x9i385_a-trip-to-vienna-austria_music
http://www.siirevreni.com/modules.php?name=News&file=article&sid=474
http://www.poets.org/viewmedia.php/prmMID/20618
http://www.nuveforum.net/1698-kultur-tarihi/82795-prag-astronomi-saat-prague-astronomical-clock/
http://utf.mff.cuni.cz/Relativity/orloj.htm
..
8 Mayıs 2012 Salı
Amasra
1991 sonbaharı, Amasra ve Akçakoca arası kararsız kalıp sonunda daha yakın olan Akçokocaya gitmeyi tercih etmiştik. Ilk uzun yol deneyimimdi. Hafiften yağan yağmurun sesinden mi, yorucu bir dönem sonrasında tatile çıkmanın getirdiği rahatlıkdan mı bilinmez, tatlı bir rahavet çökmüştü üzerime, kısacık bir kestirmişim direksiyonda! ve şarompole giderken zor toparladım arabayı..! ilk o zaman düşündüm beklenmedik kazaların, kayıpların acısını... o son seyahatimdi, bir daha çıkmadım uzun yola.
Yıllar sonra ailecek yine düştük Amasra yollarına, bu sefer bir turla, keyifli bir bayram tatilinde. Bartında konakladık, aniden kar bastırdı, şöför yol tehlikeli diye uyardı ama tatilin vazgeçilmez hafifliği ile ısrar ettik, çıktık yola.. bu sefer de uçurumun kenarından döndük. Fatih gibi "Bakacak" tepesinden kuşbakışı baktık kurşuni bulutların içindeki gizemli Amasraya. "Lala, Çeşm-i Cihan bu mu ola?" (Dünyanın gözbebeği burası mı?) demekten kendini alamadığımız yer ise çıtır çıtır balıkların ve rengarenk salatasının tadına doyamadığımız meşhur lokantası oldu..:) Şans gülmüştü bize, güzel anılarımız oldu bu sımsıcak şehirde. Keşke bu güzel şehirde yetişen Barışa da gülseydi :(
Birlikte çıktığımız seyahatler azalırken, Temmuz 2004, hayatımızdaki en çalkantılı aylar ve nerdeyse tek eğlencemiz Akademi Türkiye, Eda ile Barışı dinlerken ne kadar keyif aldığımızı hatırlıyorum. İçten, samimi, o güzel gözleri, sesi ile her şeyi ne güzel yorumluyor. Amasra'dan bir yıldız doğuyor..... Aylardan Mayıs ve anneler gününde annesine sarılıp söylediği o şarkı...
içimde bir sızı var
göğsümde büyür anne
koskoca bir şehirde
yanlızım yine anne ..
kavgalardan küslüklerden
yalanlardan dolanlardan
iki yüzlü dostluklardan
yoruldum artık anne..
bu şehir hüzün kokar
kaybolmuş tüm sokaklar
hepimiz yıldız gibi
yalnızız yine anne...
Amasra şehrinde Temmuz 2007'de hüzün. Barış'ın geçirdiği kaza.. ne kadar gençti, hayatın en güzel yerinde, keyifli bir yolculuğun başında, doğumgünü kutlamasına giderken... Bu sefer Amasra yollarında onun için dua eden insanlar....
Toprak kokan şehir
Deniz kokan şehir
Sevda kokan şehir
Büyüsüyle bekler seni
Caddeler ıslak gözyaşlarıyla
Bu sene yine Amasra var aklımda. İki gezginci arkadaşımın anılarını keyifle dinledim, yeniden niyet ettim gitmeye bu güzel şehire. Hele yetenekli arkadaşım Barış'ın fotoraflarını görünce dayanamadım, sonunda bu güzel şarkıya bir klip de ben yaptım..:)) Umarım keyif alırsınız.
Feza
2 Mayıs 2012 Çarşamba
Çayın Tadı
Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski
üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler.
Sohbet, sonunda “işin ve hayatın stresinden şikâyete” döner.
Misafirlerine çay ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında
büyük bir termos içinde çay ve porselen, plastik, cam, kristal olmak
üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel
olanlarına kadar değişik çay bardakları ile gelir. Herkes bir bardak
seçince, profesör şöyle söyler :
“Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında. Emin olun ki, bardağın kendisi çayın kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. Hepinizin aslında istediğiniz çaydı, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız. Şunu bir düşünün:
Hayat çaydır. İş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de. Bazen sadece bardağa odaklanarak Tanrının sunduğu çayın tadını çıkarmayı unuturuz. Lütfen, Çay'a odaklanın, çayınızın kokusuna, tadına, ısısına .....yani çayı (hayatı) farkındalıkla yudumlayın ! Yoksa içtim (sağa sola bakarken) bir şey anlamadım dersiniz... En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.”
ve ayrıca..
"Çayın olduğu yerde umut vardır." (Sir Arthur Pinero)
“Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında. Emin olun ki, bardağın kendisi çayın kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. Hepinizin aslında istediğiniz çaydı, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız. Şunu bir düşünün:
Hayat çaydır. İş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de. Bazen sadece bardağa odaklanarak Tanrının sunduğu çayın tadını çıkarmayı unuturuz. Lütfen, Çay'a odaklanın, çayınızın kokusuna, tadına, ısısına .....yani çayı (hayatı) farkındalıkla yudumlayın ! Yoksa içtim (sağa sola bakarken) bir şey anlamadım dersiniz... En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.”
ve ayrıca..
"Çayın olduğu yerde umut vardır." (Sir Arthur Pinero)




