31 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni Yıl Dilekleri



Bu sihirli ağacın
her bir dalında 11 güzel dilek
12'de ise koca bir yürek
saat 12'yi vurduğunda bu gece
hepimizin gönlünden her ne
geçerse o olsun
bu dilek ağacının dallarındaki
tüm dilekler gerçek,
Yeni yılınız kutlu olsun.

4 Kasım 2012 Pazar

Büyük Sinema


Ankara Atatürk Bulvarındaki Büyük Sinema.  Düş Hekimi Yalçın Ergir bizi hakkında çok az bilgi kalmış bu efsane mekanı  “Son anlatabilenler”den dinlediği bir zaman yolculuğuna çıkarmış.  Bende son dönemini hatırladığım bu sinemanın fotoraflarını ve keyifle okuyacağınızı tahmin ettiğim bu yazıyı sizle paylaşıyorum.

Büyük Sinema; Düş Hekimi Yalçın Ergir'in yazısı..

http://www.ergir.com/2011/buyuk_sinema.htm



****************

Benim de çocukluğumda
yaz sinemalarım vardı
elimde yastık gittigim
çiğdem çitleyerek seyrettiğim
filmler vardı,
akşamın serinliğinde
uykum geldiğinde
anneannemin sıcacık
kollarının sardığı
geceler vardı...
şimdi daha iyi anlıyorum
ben ne kadar şanslıydım.
o günleri yaşadım..


Yine sinemalar var
rahat koltuklara gömülüp
elde cola, mısır, cips
ama yine o çocuksu sevinç
kızımın gözlerinde
tahta sandalyeler yok artık
yer tutacak komşularda..
klimaların serinliğinde
üşümesin diye yanımda
yine bir hırka...
Farklı zaman ve mekanlarda
zaman akıyor yine
bir film şeridi gibi
hızlı ve renkli
kaptırıp kendimizi seyrine
hiç düşünmeyiz sonundaki  "The End"i....


Feza




Büyük Sinema; Düş Hekimi Yalçın Ergir; Fotoraflar..






18 Eylül 2012 Salı

Hakim Bey

Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil demiş Fuzuli.. Sezen'de susmamış devam etmiş..Hakim Bey şikayetim var cümle yasaktan / dillerimi Hakim Bey bağlasan durmaz ...Fikrim firarda mahpusa sığmaz eyvah !. Zülfü , Mehmet Erdem devam etmiş.."Söz uçar yazı iki cihanda eyvah / Yazsan olmuyor yazmasan olmaz ... Bu güzel sohbete katılmamak olmaz..

Suya yazılan yazı gibi
tesiri yok söylesen şimdi..
ama sen gönlünü dinle
...
Kaleme tedbir koma tek durmaz
yazmasan hiç olmaz
bu su akacak önce nehirlere
sonrada çoşku ile
kavuşacak denizlere.....



 

8 Eylül 2012 Cumartesi

Ihlamur Kasırları

 


                


Göl
Ebedi gecesinde bu dönüşsüz seferin
Hep başka sahillere doğru sürüklenen biz
Zaman adlı denizde bir gün bir lahza için
Demirleyemez miyiz? .......

Alphonse de Lamartine
 Fransız yazar ve şair
1790-1869
 Çeviren: Yaşar Nabi

Bu şiirin yazıldığı yer Padişahların has bahçesi "Ihlamur Kasırları".. Bende güzel bir sonbahar günü Lamartine'nin yüzyıllar önce oturduğu çimenlere uzanıp  çimenlere uzanıp kitap okudum. Onun gibi tabiat ve sanatın ortasında oturup "insan gözünün yeryüzünde görebileceği en harika görünüşünü" seyrettim.


Lamartine, 20 Mayıs 1833 günü İstanbul'u ilk görüşünde defterine yazdığı, 'Tanrı ve insan, tabiat ve sanat burada, insan gözünün yeryüzünde görebileceği en harika görünüşünü beraberce oturtmuş ve yaratmışlardır' ve "Dünyaya son bir bakış atmam gerekse, onu çamlıca tepelerinden atardım." diyen bu şaire katılmamak ne mümkün...

Beşiktaş, Yıldız ve Nişantaşı arasında kalan Ihlamur Vadisi’nin, 18. yüzyılda, Tersâne Eminlerinden Hacı Hüseyin Ağa’ya ait olan ve bu yüzden “Hacı Hüseyin Bağları” adıyla tanınan bir mesire yeriymiş. Sultan III. Ahmed (1703-1730) Sultan I. Abdülhamid (1774-1789) ve Sultan III. Selim (1789-1807) dönemlerinde “Hasbahçe” olarak kullanılmış. XIX.'ncu yüzyılın ilk yarısında  Sultan Abdülmecid burada bulunan sade bir bağ evine sık sık gelerek dinlenir, bazı konuklarını, bu arada ünlü Fransız şairi Lamartine'i burada kabul ederek görüşürmüş.   Sultan Abdülmecid’in (1839-1861) döneminde Ihlamur Mesiresi’nin bulunduğu bu alanda Ihlamur Kasırları’nın yapımına başlanmış.

Ana yapı olan Merasim Köşkü; ön cephesinde, dönemin beğenisini yansıtan Barok çizgiler taşıyan merdiveni, ilginç ve hareketli kabartmalarıyla çarpıcı bir mimarlığa sahip. Giriş Salonu ile her iki yanında yer alan birer odadan oluşan kasrın iç süslemelerinde; Osmanlı sanatında 19. yüzyılda tercih edilen Batılı dekorasyon anlayışına uygun bir süsleme programı uygulanmış. Padişahın maiyeti, kimi zaman da haremi tarafından kullanılan Maiyet Köşkü ise; diğerine oranla daha az süslü ve daha geleneksel bir yapı. Ihlamur Kasırları’nın Merasim Köşkü bir müze-saray olarak ziyarete açık tutulmakta, Maiyet Köşkü ise kışlık kafeterya olarak düzenlenmiş. Kasrın bahçesinde; Maiyet Köşkü’nün çevresinde ve iç kısımda bulunan havuz etrafında çok keyif alacağınız bir yazlık kafeterya var. 


Alphonse de Lamartine
Fransız yazar ve şair
1790-1869


Lamartine, 19. yüzyılda Türkiye'ye gelmiş.  20 Mayıs 1833 günü İstanbul’u ilk görüşünde defterine yazdığı, ‘Tanrı ve insan, tabiat ve sanat burada, insan gözünün yeryüzünde görebileceği en harika görünüşünü beraberce oturtmuş ve yaratmışlardır’ ifadesinden anlaşılacağı gibi Istanbul'un büyüsüne kapılmış.  Abdülmecid Türkiye’ye yerleşmek istediği için kendisine Aydın yöresinde bir çiftlik hediye etmiş.  "Dünyaya son bir bakış atmam gerekse,  onu çamlıca tepelerinden atardım."  diyen bu Türk dostu şair ve yazar, 1869 tarihinde Paris'te yaşamını yitirdi.




Kaynaklar:
http://www.3dmekanlar.com/tr/ihlamur-kasri.html
http://www.millisaraylar.gov.tr/portalmain/Palaces.aspx?SarayId=6
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ihlamur_Kasr%C4%B1
http://tr.wikipedia.org/wiki/Alphonse_de_Lamartine



Tarih: 08 Eylul 2012
 

2 Eylül 2012 Pazar

Zeytin Ağacıyım Ben


... "BEN ZEYTİN AĞACIYIM"
Meyvemde yaşam
Yağımda ışık
Dalımda barış var benim
Gövdemdeyse gizem
Ben,
tek tanrılı, çok tanrılı
tüm dinlerin kutsal ağacı
ben,
tüm canlıların baş tacıyım.


Prof. Dr. Suat Çağlayan






Şiirin tamamı aşağıdaki linkte:  
http://didim-mavisehir.blogspot.com/2012/09/zeytin-agaciyim-ben.html




27 Temmuz 2012 Cuma

Lay Your Head Down - Albert Nobbs



Yasla başını bana sevgilim
Ay'ın seferini seyredelim
yıldızların tatlı parlaklığında
yükselen dalgaların sesi kulağımızda..


Sandığın kadar uzak değil sonsuzluk
Uçabiliriz birlikte oraya
belki  buluruz düşlerimizin anahtarını
onun için yasla sevgilim bana başını
ve bırak kendini uykunun tatlı kollarına..
ben ninni söylerken sana,

la la la la la....
 


*************
Composer Brian Byrne w/ lyrics by Glen Close
Performed by: Sinead O'Connor
From: Albert Nobbs soundtrack album


Sing to me softly your tales of woe
I’ll cradle you closely, I won’t let go
I’ll speak to you gently of what I know
Don’t you cry


Lay your head down darling
The moon is sailing by
The stars are softly shining
The tide is full and high


We’ll fly to the edge, not as distant as it seems
And maybe we’ll find out the key to your dreams
So you just lay your head down darling
Sleep now, La la la la la


Winds blow, rains fall
But it’s warm by the fire’s light
Hush, don’t you see? You’re here with me
And there’s dawn at the end of the night


Lay your head down darling
The moon is sailing by
The stars are softly shining
The tide is full and high


We’ll fly to the edge, not as distant as it seems
And maybe we’ll find out the key to your dreams
So you just lay your head down darling
Sleep now, La la la la la

2 Temmuz 2012 Pazartesi

YETER Kİ





Ellerim gözlerim kelepçelerde
Sevda çöllerinde
Geçiyor aylarım yıllarım gecelerim
Sevda zindanlarında

Yeter ki sen sev beni

Yeter ki inan bana

Varlığın dilimde bir yudum su

Sevda çöllerinde
Hayalin serabın yeterdi bana
Sevda zindanlarında

Yeter ki sen sev beni

Yeter ki inan bana


Söz / Müzik:  Fikret Kızılok 

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Kördüğüm

Unutamadıklarımız dan bir şarkı..  Söz: Şevket Rado, müzik ve yorum Hümeyra'ya ait.  1969'da Yonca albümünde yayınlanan bu şarkıyı son dönem dizilerinde tekrar sık sık duymaya başladık.  Yalın ama bir o kadar içten sözleri bizi uzaklarda bir yerlere götürüp bu karmaşık dünyada ya herşey, ya da bir hiç olduğumuzu ne güzel anlatıyor..

                           Öyle uzak ki yerim
                           Uzakları aşıyor
                           Bütün özlediklerim
                           Benden ayrı yaşıyor

                           Ya her şeyim ya hiçim

                           Sorma dünyam ne biçim
                           Bir kördüğüm ki içim
                           Çözdükçe dolaşıyor....


Acemilik dönemimde hazırladığım bu klibi paylaşanlar olduğundan silinmemesi için yeniden düzenlemeden olduğu gibi bıraktım.  Umarım dinlerken keyif alırsınız... :)

 


16 Mayıs 2012 Çarşamba

Sihirli Kentler





Beethoven'ın Viyana'ya dönüşü....

Selam veririm gülerek, dünyanın gürültüsü içinde,  bağırmaya cesaretim  olmasa da  farkındaysanız dinlemekten de vazgeçmiyorum, sağır olsam da...

Ludwig van Beethoven’s Return to Vienna

Three miles from my adopted city
lies a village where I came to peace.
The world there was a calm place,
even the great Danube no more
than a pale ribbon tossed onto the landscape
by a girl’s careless hand into this  stillness
.....

I smile and bow, and the world is loud.
And though I dare not lean in to shout
Can’t you see that I’m deaf?—
I also cannot stop listening.


by Rita Dove


Ve büyülü şehir Prag..Kafka'nın evinden çıktığında ıhlamur ağaçlarının üstünde kuleler göreceksin Prag'da.   Hanuş Ustanın hazin sonunu hatırlatacak sana Orloj Prag, Astronomik saat.  Bilime, adalete, astronomiye ve eğitime olan inancını ile yaptığı saat ona dünyanın hayranlığını kazandırır ama gözlerini hırs kör etmiş kral kıskanır, gözlerine mil çektirir.  O da kendi elleri ile asar kendini saatine ve durur saat ustasının ellerinde.. 50 yıl boyunca  güneş'in, dünya'nın ve ay'ın konumlarını gösteremez bu muhteşem saat. Sonrasında tamir olur ve  Hanuş ustanın 4 kuklası saatin etrafında dönüp insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır. Soldan en baştaki, elindeki aynayla kendine bakar, 'kendini beğenmişliği' sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan bir yahudi'dir, 'cimriliği', diger yanda ki kukla ise iskelettir, 'yaşama karşı isteksizliği' anlatır..sonuncu kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti ile 'gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü' anlatır.  Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın der...Her saat başı, Isa'nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir gösteri yapar, horozun ötmesiyle gösteri biter .   Prag'da gökyüzünde yıldızlar oynaşırken hafif bir esinti dağıtır sisi, Charles Köprüsü üzerinde bakarken Tuna Nehrine açılır sihirli bir kapı ve büyülü bir kent vardır dışarda.. 

Git aç kapıyı
Belki bir ağaç
Bir koru
Belki bir bahçe
Ya da sihirli bir kent vardır dışarda.
Git aç kapıyı
Sis olsa bile dışarda dağılır
Git aç kapıyı
Islak karanlıktan başka,
Oyuk rüzgardan başka
Hiçbir şey olmasa bile dışarda.
Git aç kapıyı.
Hiç olmazsa esinti olur bir parça.

Miroslav Holup







Kaynaklar:
http://www.dailymotion.com/video/x9i385_a-trip-to-vienna-austria_music
http://www.siirevreni.com/modules.php?name=News&file=article&sid=474
http://www.poets.org/viewmedia.php/prmMID/20618
http://www.nuveforum.net/1698-kultur-tarihi/82795-prag-astronomi-saat-prague-astronomical-clock/
http://utf.mff.cuni.cz/Relativity/orloj.htm



..

8 Mayıs 2012 Salı

Amasra


1991 sonbaharı, Amasra ve Akçakoca arası kararsız kalıp sonunda daha yakın olan Akçokocaya gitmeyi tercih etmiştik.  Ilk uzun yol deneyimimdi.  Hafiften yağan yağmurun sesinden mi, yorucu bir dönem sonrasında tatile çıkmanın getirdiği rahatlıkdan mı bilinmez, tatlı bir rahavet çökmüştü üzerime, kısacık bir kestirmişim direksiyonda! ve şarompole giderken zor toparladım arabayı..!  ilk o zaman düşündüm beklenmedik kazaların, kayıpların acısını... o son seyahatimdi, bir daha çıkmadım uzun yola.

Yıllar sonra ailecek yine düştük Amasra yollarına, bu sefer bir turla, keyifli bir bayram tatilinde.  Bartında konakladık, aniden kar bastırdı, şöför yol tehlikeli diye uyardı ama tatilin vazgeçilmez hafifliği ile ısrar ettik,  çıktık yola.. bu sefer de  uçurumun kenarından döndük.  Fatih gibi "Bakacak" tepesinden kuşbakışı baktık kurşuni bulutların içindeki gizemli Amasraya.   "Lala, Çeşm-i Cihan bu mu ola?" (Dünyanın gözbebeği burası mı?) demekten kendini alamadığımız yer ise çıtır çıtır balıkların ve rengarenk salatasının tadına doyamadığımız meşhur lokantası oldu..:) Şans gülmüştü bize, güzel anılarımız oldu bu sımsıcak şehirde.  Keşke bu güzel şehirde yetişen Barışa da gülseydi :(

Birlikte çıktığımız seyahatler azalırken, Temmuz 2004,  hayatımızdaki en çalkantılı aylar ve nerdeyse tek eğlencemiz Akademi Türkiye,   Eda ile Barışı dinlerken ne kadar keyif aldığımızı hatırlıyorum. İçten, samimi, o güzel gözleri, sesi ile her şeyi ne güzel yorumluyor.  Amasra'dan bir yıldız doğuyor.....  Aylardan Mayıs ve anneler gününde annesine sarılıp söylediği o şarkı...

içimde bir sızı var
göğsümde büyür anne
koskoca bir şehirde
yanlızım yine anne ..

kavgalardan küslüklerden
yalanlardan dolanlardan
iki yüzlü dostluklardan
yoruldum artık anne.. 

bu şehir hüzün kokar
kaybolmuş tüm sokaklar
hepimiz yıldız gibi
yalnızız yine anne...


Amasra şehrinde Temmuz 2007'de hüzün.  Barış'ın geçirdiği kaza.. ne kadar gençti, hayatın en güzel yerinde, keyifli bir yolculuğun başında, doğumgünü kutlamasına giderken...  Bu sefer Amasra yollarında onun için dua eden insanlar....

Toprak kokan şehir
Deniz kokan şehir
Sevda kokan şehir

Büyüsüyle bekler seni
Caddeler ıslak gözyaşlarıyla



Bu sene yine Amasra var aklımda.    İki gezginci arkadaşımın anılarını keyifle dinledim,  yeniden niyet ettim gitmeye bu güzel şehire.  Hele yetenekli arkadaşım Barış'ın fotoraflarını görünce dayanamadım, sonunda bu güzel şarkıya bir klip de ben yaptım..:))  Umarım keyif alırsınız. 

Feza









2 Mayıs 2012 Çarşamba

Çayın Tadı

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski  üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler.  Sohbet, sonunda “işin ve hayatın stresinden şikâyete” döner.  Misafirlerine çay ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde çay ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik çay bardakları ile gelir.   Herkes bir bardak seçince, profesör şöyle söyler :

“Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında. Emin olun ki, bardağın kendisi çayın kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. Hepinizin aslında istediğiniz çaydı, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız. Şunu bir düşünün:

Hayat çaydır. İş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de. Bazen sadece bardağa odaklanarak Tanrının sunduğu çayın tadını çıkarmayı unuturuz. Lütfen, Çay'a odaklanın, çayınızın kokusuna, tadına, ısısına .....yani çayı (hayatı) farkındalıkla yudumlayın ! Yoksa içtim (sağa sola bakarken) bir şey anlamadım dersiniz... En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.”


ve ayrıca..      

"Çayın olduğu yerde umut vardır." (Sir Arthur Pinero)

26 Nisan 2012 Perşembe

Sen Benim Şarkılarımsın



Ayten Alpman'ın anısına... şarkılarını her zaman geçmiş değil bugün gibi dinleyeceğiz.  O bir yıldızdı ve göklerde kayıp giderken her zaman hatırlanacak..
Belki bir şarkının her sesinde
Belki bir sahil meyhanesinde
Belki de içtiğim sigaranın
Dumanısın
Bir yıldız gökte kayıp giderken
Islak bir yolda yalnız yürürken
Bambaşka bir şeyi düşünürken
Aklımdasın
Sanki hiç gitmemiş hep var gibi
Bir sırrı herkesten saklar gibi
Sessizce sokulup ağlar gibi
Yanımdasın
Beni bir şeylerden aklar gibi
Koparmadan çiçek koklar gibi
Hiç bozulmamış yasaklar gibi
Aklımdasın
Geçmiş değil bugün gibi
Yaşıyorum hala seni
Sen hep benim yanımdasın
Gündüzümde gecemdesin
Çalınmasın söylenmesin
Sen benim şarkılarımsın

Söz / Muzik: Ilhan Şeşen

23 Nisan 2012 Pazartesi

Emirgan Korusu





   Ozan demiş ki :
"Bir şeyde gözüm yok, kuru bir can kâfi,
Hoş-beş edecek ehl-i ihvan kâfi,
İkbaline bel bağlamadım dünyanın
İstanbul içinde bir Emirgan kâfi."

Benim de içimden geçenler aynı.  Hele dün yapmış olduğum gezide bu güzel sahil yerleşimine bir kez daha aşık oldum.  Internette bulduğum bilgiler ile kısaca tarihi aşağıda..

Bizanslılar döneminde isminin Kiparodis (Kyparodes) olduğu ve Rumca karşılığının "Serviler" olduğu bilinmektedir. Bu ismin verilmesinin nedeni ise yörenin servi ormanları ile kaplı olmasıydı. Emirgan'da yerleşim 16. yy.ın ortalarında, Sadrazam Sokulu Mehmet Paşa'nın nişancılarından Feridun Beye bu büyük alan hediye edilince başlar. 



 


Sultan IV. Murat çok sevdiği Emirgüneoğlu'na vezirlik rütbesi vermiş, ismini de Yusuf Paşa olarak değiştirdikten sonra kendisine Emirgan'daki Nişancı Feridun Beyin (1583) bahçesini bağışlamıştır. Bu olay nedeniyle bahçeye "Emirgüne bahçesi" denilmiş, semtin adı bilahare Emirgan olmuştur.  Emirgan'a ismini verdiren Emirgüneoğlu Tahmasb Kulu Han, Yusuf Paşa ismini ve Vezirlik rütbesini aldıktan sonra şansı yaver gitmemiş, sefahat âlemine dalınca Sultan I. İbrahim döneminde (1640-1648) Sadrazam Kara Mustafa Paşa tarafından idam edilmiş (1641) ve bütün mallarına el konulmuştur. Sultan I. Abdülhamid (1774-1789) tarafından arazinin bir kısmı vakfedilmiş, diğer kısmı da buraya yerleşmek isteyen halka dağıtılmıştır.
1871-1878 yılları arasında koru içinde 3 köşk yaptırılmıştır. Günümüze de ulaşan bu köşkler Sarı Köşk, Pembe Köşk ve Beyaz Köşk olarak adlandırılmaktadır. 1940 yılında dönemin İstanbul belediye başkanı Lütfi Kırdar'ın girişimiyle kamulaştırılıp park olarak düzenlenerek halka açılmıştır. 2006 yılından itibaren her yıl Nisan ayında Lale Festivali düzenlenmektedir.   Bende dün bu bu güzel koruda gezip, bol bol bu rengarenk lalelerin fotoraflarını çektim..


Yazarlara, ozanlara ilham kaynağı olan Çınaraltı ve Emirgan da dolaşıp şiir yazmamak olmaz değilmi..  Bu güzel yer tabii ki bana da ilham oldu :)

Çınaraltında çay keyfi
ne zaman içimde bir sıkıntı

sahilde bir gezinti kafi
kuğu gibi süzülen martı,
serçeler bekler kırıntı
benim de gözüm yok başka şeyde
bu dünyada her şey fani.. 



Feza





Diger fotoraflar FB albümünde: 
http://www.facebook.com/media/set/?set=a.10150716710398992.409192.788808991&type=3&l=aa4e8960af

3 Nisan 2012 Salı

Desiderate - Child Of The Universe





Gürültü ve patırtının ortasında sükunetle dolaş;
Sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.
Başka türlü davranmak, açıkça gerekmedikçe
Herkesle dost olmaya çalış.
Ama kimseye teslim olma.
Telaşsız ve açık seçik konuş.
Başkalarına da kulak ver.
Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları;
Çünkü dünyada herkesin bir hikayesi vardır.
Yalnız planlarının değil,
Başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.
Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen.
Hayattaki dayanağın odur.
Olduğun gibi görün.
Sevmediğin zaman sever gibi yapma.
Aşka burun kıvırma sakın;
O çöl ortasındaki çimenliktir.
Yılların geçmesine öfkelenme
Gençliğe yakışan şeyleri
Gülümseyerek teslim et geçmişe.
Ara sıra isyana yönelecek gibi olsan bile
Hatırla ki, kainatı yargılamak imkansızdır.
Onun için kavgalarını sürdürürken bile
Kendi kendinle barış içinde ol.
Görmeye çalış ki,
Bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen
Dünya yine de güzeldir.
.....

by Max Ehrmann, (1906)
Hukukçu - Şair (1872-1945)

 
"Baltimore Kentinde Tapınak Duvarına Kazınan Yazıt" başlığı ile değişik ortamlarda sıklıkla rastladığımız bu şiir gerçekte Amerikalı bir şair ve avukat olan Max Ehrmann (1872-1945)'a aittir. Bu şiirin Grammy ödülüne kadar giden hikayesi eminim sizlerin de ilgisini çekecektir.

Latince de arzu duyulanlar anlamına gelen "Desiderata" 1927 yılında Amerikalı şair ve avukat Max Ehrmann (1872-1945) tarafından yazılmıstır.  Ilk olarak "Go Placidly Amid the Noice and the Haste" adı ile yazılan bu şiir ölümünden sonra eşi tarafından en çok ihtiyaç duyduklarımız, arzuladıklarımız anlamına gelen "Desiderata" ismi verilerek 1948'de bir şiir koleksiyonun da yer almıştır.





 

















Bu şiirin 1600'lü yıllardan kaldığı ve Baltimore'da eski bir tapınak duvarındaki yazıtı olduğu söylentisinin nedeni, 1906'larda Baltimore'da St. Paul Kilisesi rahibi Rev. Frederick Kates'in cemaata okumak üzere topladığı notların içinde yer alması ve bu notların kapağında "Old St paul´s Church, Baltimore A.C. 1692" yazmasıdır.  Şiir daha sonrada kilise vaazlarinda kullanılmıştır.

Yazarın hayatı boyunca bilinmeyen bu şiir 1965'de meşhur bir Amerikalı politikacı olan Adlai Stevenson'un ölüm yatağında bulunduktan sonra tanınarak 1970 yıllarında Rock grubu King Crimson'un Lizard isimli albümünün tanıtımında ve poster olarak yaygın bir şekilde kullanılmış, böylece plak yapımcısı Fred Werner'da dikkatini çekmiştir.  Fred Werner şiiri meşhur TV yapımcısı Les Crane için musical bir kayıt şeklinde  düzenleyip kaydetmiştir.  Bu kayıt uluslararası bir söhret kazanıp 1971'de en iyi sözlu şiir kayıt dalında Grammy almıştır ve yeni çağın anthemi, marşı  olarak adlandırılmıştır. Plak yapımcıları şiirin telif hakkı olamayacak kadar eski çağlardan olduğunu iddia etmis fakat mahkeme şiirin Ehrmann'a ait olduğunu kabul ederek ailesine telif haklarının ödenmesine karar vermiştir.

Daha sonra 1970-1998 yılları arasında yayınlanmış çok satan sıra dışı bir mizah dergisi olan National Lampoon için hazırlanan Radyo Dinner albümün içinde muzikal bir parodi olarak  hazırlanmış ve "Deteriorata"  (Bozulanlar) ismi ile Norman Rose tarafından, vokal de sonradan meşhur olan Melissa Manchester tarafından okunmustur.  





**************************
Kaynaklar:

http://en.wikipedia.org/wiki/Desiderata
http://en.wikipedia.org/wiki/Deteriorata
http://www.independent.co.uk/news/obituaries/les-crane-tv-host-and-desiderata-narrator-876684.html

***************************




24 Mart 2012 Cumartesi

Child Of The Universe




Desiderata by Max Ehrmann

Go placidly amid the noise and the haste,
and remember what peace there may be in silence.

As far as possible, without surrender,
be on good terms with all persons.
Speak your truth quietly and clearly;
and listen to others,
even to the dull and the ignorant;
 they too have their story.
Avoid loud and aggressive persons;
 they are vexatious to the spirit.


If you compare yourself with others,
you may become vain or bitter,
for always there will be greater and lesser persons than yourself.
Enjoy your achievements as well as your plans.
Keep interested in your own career, however humble;
it is a real possession in the changing fortunes of time.


Exercise caution in your business affairs,
for the world is full of trickery.
But let this not blind you to what virtue there is;
 many persons strive for high ideals,
and everywhere life is full of heroism.
Be yourself. Especially do not feign affection.
 Neither be cynical about love,
for in the face of all aridity and disenchantment,
 it is as perennial as the grass.


Take kindly the counsel of the years,
 gracefully surrendering the things of youth.
 Nurture strength of spirit to shield you in sudden misfortune.
 But do not distress yourself with dark imaginings.
 Many fears are born of fatigue and loneliness.


Beyond a wholesome discipline,
be gentle with yourself.
You are a child of the universe
 no less than the trees and the stars;
 you have a right to be here.
And whether or not it is clear to you,
 no doubt the universe is unfolding as it should.


Therefore be at peace with God,
whatever you conceive Him to be.
And whatever your labors and aspirations,
 in the noisy confusion of life,
keep peace in your soul.


With all its sham, drudgery, and broken dreams,
 it is still a beautiful world.
Be cheerful. Strive to be happy.


1927

****************

Desiderata  is a prose poem written by American writer Max Ehrmann (1872-1945) who was a lawyer.  The original poem "Go Placidly Amid the Noise and the Haste" was written in 1927 and after Ehrmann's death, the poem was given a new title, "Desiderata" ((in Latin: desired things, meaning "things most needed") by his widow  and his poems published in a collection in 1948. Largely unknown in the author's lifetime, the poem became widely known after its use for church sermons.  After subsequently being found at Adlai Stevenson's (an American politician in the Democratic Party) deathbed in 1965,  it was widely know with the recordings in 1971 and 1972.

It was first used by Rev Frederick Kates of St Paul´s Church in Baltimore in devotional materials he compiled for his congregation. On top of this material he had written "Old St paul´s Church, Baltimore A.C. 1692". The year was the foundation year of the church.  Later when poem was found with this note this has caused public to think poem was ancient and written on the walls of the temple!...
In 1970, the rock group King Crimson used the poem to advertise their album Lizard. A record producer, Fred Werner, saw the advertisement and devised a musical setting for Les Crane, with a gospel choir intoning "You are a child of the universe".  Leslie Stein (Les Crane), television presenter won international fame for his smooth-voiced, highly sentimental narration of "Desiderata" in 1971, a New Age anthem.  The record was an international hit and won a Grammy for Best Spoken Word Recording of 1971. The makers of the record assumed that the poem was too old to be in copyright, but the publicity surrounding the record led to clarification of Ehrmann's authorship and his family eventually receiving royalties.

The parody of Les Crane record, "Deteriorata" was voiced by Norman Rose. The parody was written by Tony Hendra for National Lampoon, and was recorded as part of the National Lampoon Radio Dinner album, released in 1972.  Melissa Manchester was a background singer on the chorus section of the song. Christopher Guest wrote the music. The word deteriorata is a portmanteau of "desiderata" and the verb to deteriorate.




**************

Sources:

http://en.wikipedia.org/wiki/Desiderata
http://en.wikipedia.org/wiki/Deteriorata
http://www.independent.co.uk/news/obituaries/les-crane-tv-host-and-desiderata-narrator-876684.html


**********

21 Mart 2012 Çarşamba

LAL

işte bu şarkı ve şiirde
alır götürür beni
uçan bir halı üzerinde
kendi semalarıma...


uyanmak isterim annemin sesiyle
o yaz günlerine yeşil,mavi ve uçarı
Bir daha görmedim bende
öyle bir yazı....... Feza


*******************
Bir bulut olsam, yüklenip yağsam
Dökülsem damla damla toprağıma
......
Bir turna olsam, yollara vursam
Bir deli nehir, bir asi rüzgar
Olup kavuşsam üzüm bağlarına

.....
Bir bulut olsam yüklenip yağsam
Uçabilsem kendi semalarıma


Soz-Muzik: Sezen Aksu
Seslendiren: Sertap Erener





5 Mart 2012 Pazartesi

Baklava Severmisiniz?

Hafta sonu Van Gogh Alive Exhibition'a gitme niyetiyle çıktım yola,  baktım bir uzun kuyruk, hava güzel, kendimi vurdum yollara,  Karaköy Galata Köprüsüne kadar yürüdüm.


Soğuktan el ayak tutmaz olunca, nerde sahlep içerim diye bakınırken kendimi Karaköy Güllüoğlunda buldum.  İlk başta kalabalıktan gözüm korktu, tabağı kapan yer bulursa oturarak, bulmazsa ayakta, herkeste bir iştah, kayıtsız kalmak ne mümkün.  Sahlep hazır değilmiş, bir anda akın oldu dedi garson.  Bende dedim bir tur atayım, balık ekmek, martılar, iskele derken gözümün önünden gitmiyor sıcak baklavalar.. Döndüm tekrar geriye, ayaklarım sanki beni oraya çekiyor.  Istanbul'da ilk defa geldiğim bu yer içimi ısıttı :)    Masalar ortak olduğundan sanki herkes kırk yıllık dost.  Garsonda beni hatırladı, daha ne olsun,  yarım saat beklemeye değdi doğrusu..üzerine ne koyuyorlarsa acaip lezzetli. İçeride yaşlıca iki amca sanki evlerinde misafir ağırlıyorlar.
 
Başladığımdan beri kararlılıkla sürdürdüğüm Dukan rejimi filan unutuldu. Kısmi bir hafıza kaybına uğrayarak kasa önünde sol omzumdaki cine uymayıp yarım porsiyon karışık ısmarlayı başardım :=) Önden balık ekmek yememiş olsaydım kesin kaymaklı 1.5 porsiyon  götürmüştüm.
 
Eve döndüğümde biraz tarihçesine bakayım dedim ve artık birde online baklava siparişi verilebildiğini öğrendim.  Bu benim için iyi bir haber mi emin değilim :)  ama gerçekten bu işi profesyonel yürüttüklerini görüp takdir ettim. Kurucuları "Güllü Çelebi" Hacı Mehmed Güllü  1800 yıllarda meslekte ilerleyebilmek için, tatlıcılıkta en ileri olan Halep ve Şam’a gitmiş; oralarda altı ay kadar kalıp baklavacılığın inceliklerini öğrenmiş..o tarihlerde gerçekten takdire değer bir girişimcilik örneği. Hacı Mahmud Güllü’nün dört oğlu da baklavacı olarak yetişince, Güllü ailesinde baklavacılık bir gelenek halini almış ve torunu Mustafa Güllü, baklavacılığı İstanbul’a taşımaya karar vermiş. 1949 yılında Karaköy’de açılan İstanbul’un ilk baklavacı dükkânı, aynı zamanda Gaziantep dışındaki ilk fırınlı baklavacı dükkânı imiş. Sitelerindeki tarihçede...Mustafa Usta, müessesenin ilk günlerini anlatırken, müşteri bulmak için çektiği sıkıntılardan söz ediyor. O zamanlar İstanbul halkının çoğunluğu baklavayı bilmiyormuş. Bilenler de, hep bir hafta beklemiş, bayat baklava yemiş oldukları için pek beğenmiyorlarmış. Mustafa Usta bu kanaati değiştirmek için çok zahmet çekmiş. “Birkaç yıl bedava baklava ikram ettik. Bedava baklava ikramı için davetiye yerine geçen el ilânları bile bastırıp sokaklarda dağıttırdık.” diyor;  Baklavanın kilosu 5 lira imiş :) Şimdi de baklavayı bol bol koyuyorlar, benimki de hiç yarım porsiyona benzemiyordu :)
Hacı Mustafa Güllü'nün oğlu Nadir Güllü, işin başına geçince, 1996 yılında Mumhane Caddesi’ndeki baklava fabrikasını kurmuş.1949’da küçücük bir dükkânda faaliyete başlayan Karaköy Güllüoğlu, şimdi Dünya’nın ilk baklava fabrikasına sahip.  Mustafa Usta, ilerlemiş yaşına rağmen, her gün hiç aksatmadan mağazaya gidiyor ve baklavalarda kullanılacak unu, yağı, fıstığı, cevizi bizzat seçiyormuş. Hacı Mustafa Güllü geçen hafta 22 Şubat'da 86 yaşında vefat etmiş :( ..   Huzur içinde yatsın.

Ticaretin, bankacılığın merkezi olan Karaköy, 1949’dan beri baklavacılığın da merkezi... 1949’dan beri Karaköy’de çok şey tarihe karıştı... diye yazıyor tarihçede.  Ben yeni bir Istanbullu olarak tarihe karışanları izleme şansım olmadı ama  Karaköy Güllüoğlu lezzetinin yaşadığına tanıklık edebilirim :)


Kaynaklar:
http://www.baklavasiparisi.com/
http://www.gulluoglu.biz/
http://grandeexhibitions.com/vangoghistanbul/

4 Mart 2012 Pazar

Denizlerin Efendisi

Gün olur denizlerin efendisi olurum, gün olur alır başımı giderim, martılar kadar telaşlı, başıma kadar mavi suların içinde kaybolurum..

 


Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra.
Dünyalar vardır, düşünemezsiniz;
Çiçekler gürültüyle açar;
Gürültüyle çıkar duman topraktan.
Hele martılar, hele martılar,
Her bir tüylerinde ayrı telaş!...
Gün olur, başıma kadar mavi;
Gün olur başıma kadar güneş;
Gün olur, deli gibi...   


Orhan Veli




3 Mart 2012 Cumartesi

Strawberry Fields



Ben gidiyorum çilek tarlalarına
seni de götüreyim
hiç bir şey gerçek değil orada
gerek yok hiç bir şeyi kafaya takmana
Sonsuz çilek tarlalarında

Gözler kapalı kolaydır yaşamak
yanlış anlamak gördüklerini
zordur biri olmak
fakat hepsi halolur sonunda
benim için önemi yok bunların
çünkü ben çilek tarlalarına gidiyorum
gel seni de götüreyim

Ağacımda kimse yanımda değil
ya alçakta yada çok yüksekteyim
belki bana uyamıyorsun ama sorun değil
sanırım değmez kafaya takmaya
seni de götüreyim yanımda
çünkü ben gidiyorum çilek tarlalarına

Herzaman, ya da bazen ben benim
ve düş gördüğümüzde ikimiz de biliriz.
Tabii ki "evet"in anlamını bilirim
ama her şey yanlış
ve sanırım itirazım buna
gel seni de götüreyim
ben gidiyorum çilek tarlalarına
hiç bir şey gerçek değil orada
gerek yok hiç bir şeyi kafaya takmana
Sonsuz çilek tarlalarında
Sonsuz çilek tarlalarında

by John Lennon

Strawberry Fields

Let me take you down, cos I'm going to Strawberry Fields
Nothing is real and nothing to get hung about
Strawberry Fields forever

Living is easy with eyes closed
Misunderstanding all you see
It's getting hard to be someone but it all works out
It doesn't matter much to me
Let me take you down, cos I'm going to Strawberry Fields
Nothing is real and nothing to get hung about
Strawberry Fields forever

No one I think is in my tree
I mean it must be high or low
That is you can't you know tune in but it's all right
That is I think it's not too bad
Let me take you down, cos I'm going to Strawberry Fields
Nothing is real and nothing to get hung about
Strawberry Fields forever

Always, no sometimes, think it's me
But you know I know when it's a dream
I think I know I mean a "Yes" but it's all wrong
That is I think I disagree
Let me take you down, cos I'm going to Strawberry Fields
Nothing is real and nothing to get hung about
Strawberry Fields forever
Strawberry Fields forever
Strawberry Fields forever


written by John Lennon


Kaynak:
http://en.wikipedia.org/wiki/Strawberry_Fields_Forever

http://www.lyricinterpretations.com/Beatles/Strawberry-Fields-Forever

14 Şubat 2012 Salı

Sevgi Günü

Aşık Veysel der ki
Hayal bana yakın yar bana uzak
Sevdası başıma dolanır gitmez
Aşkına düşeli yar bana uzak
Yüz bin öğüt versen biri kar etmez

........

Bu sevgililer gününde ise
kimse öğüt istemez
ister ki
insanlar daha bir yakın
çicekler daha renkli..

mumlar yansın
sevdası dolansın,
bu günde
Sevgili değil sade
sevgi kutlamaları
aşsın o sınırları
canı gönülden,
kalpten...

Feza

21 Ocak 2012 Cumartesi

Bana Bir Kadeh Deniz Ver





Bana bir kadeh deniz ver Yorgo
Yanında bir şey istemem
Sadece manzarayı değiştir
Mehtabın yıldızın sırası değil
Kendimi beğenmedim
Sapa bir yerindeyim umutsuzluğumun
Kulağımda bir fırtına sesi
Yüreğimde deprem titreşimleri
Gecelerden on sekiz
Deniz gene bensiz
Şu masayı hazırla be Yorgo


Bana bi kadeh deniz ver Yorgo
Hem efkarlı hem huzursuz
Ne zamandır uykusuz
Yüzümde sonbahar gölgesi
İçim terkedilmiş bir dalyan gibi ıssız
O kalabalık mart sokaklarında
Solumda çöl sağımda mavi Akdeniz
Hayalimde eski yeni bir sürü hatıra
Kanadım kırık
Kanım bozuk
Dümen tutmuyor gönlüm yıkık
Şu benim sigarayı yak be Yorgo


Bana bir kadeh deniz ver Yorgo
Gözleri yangın başlangıcı
Kirpikleri kırağı
Rüzgarda uçuşan saçları sersem eder adamı
Lodos desen değil karayel desen değil
Yaşamın en sıcak yazında
Şimşek çakar o bir anda
Kar yağsa arkasına bakmaz
Güneş açar avuçları
Hiç bir limana uğramaz
Kalbi bir yudum su bir dilim ekmek
Tek isteği var Sevmemek
Şu benim tabağı kaldır be Yorgo


Bana bir kadeh deniz ver Yorgo
Gözlerimde kahır birikti
İşte bak yine geçip gitti
Zaman kervanı
Kayalarda kuru bir yosun gibi
Kayalaştım kalakaldım
Elim bağlı gözüm bağlı dilim bağlı
Tutuştumu insanın bir kere
Kalbinde ateş
Ne kadar dövüşse yükselmiyor
Semaya güneş
Günlerden ondokuz
Artık biz yokuz
Şu benim hesabı be Yorgo...


Kerem ALIŞIK




18 Ocak 2012 Çarşamba

Nazende Sevgilim




Değdi saçlarıma bahar küleği
nazende sevgilim,yadıma düştü
her erin bahtına bir güzel düşer
sen de tek çemenim,adıma düştün
nazende sevgilim,yadıma düştün

sensiz dağ döşüne çıktım bu seher
öttü kumru kimin gül şelaleler
ey niye yalgızsan sordu laleler
köyreldi dizginim yadıma düştün
nazende sevgilim,yadıma düştün

gözlerim yoldadır,kulağım seste
seni unutmaram,men son nefeste
ey ceylan bakışlı ey boyu beste
ey taze tergünüm yadıma düştün
nazende sevgilim yadıma düştün


makam: hicâz
usûl : semâi
beste: azeri bekirofsen



10 Ocak 2012 Salı

Mum Aleviyle Oynayan Kedinin Öyküsü

I
Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi, oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.


Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.


II
Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.
Oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.
 
Özdemir Asaf







Diğer Videolar:

http://youtu.be/Rnqg0x3FKXY


6 Ocak 2012 Cuma

Bir Aşk Masalından






Bana bir aşk masalından
şarkılar söyle
kalbimin bahçesinde
sonsuza kadar beklerim seni

yeter ki bana geldiğinde 
gönülden sevdiğini
söyle...